Bu sitede sıradan bir müslüman gözüyle İslamı nasıl anlamalıyız temalı yazılar yazmaya çalışıyorum. Bu sefer, her müslümanı ilgilendiren bir konuya, Kuran’ı nasıl ve hangi mealden okumalıyız konusuna değinmek istedim. Bu konuda gelen sorulara bu şekilde cevap vermiş olurum diye de ümit ediyorum.

Uzun zamandır yazmadığım için ve önemine binaen bu yazıyı biraz uzun tuttum.

Kuran’ı okumak konu olunca çok fazla ses var. Kimileri, sen Kuran okuma anlamazsın, Kuran okumak senin boyunu aşar gibi şeyler söylüyor. Kimileri de Kuran önce gelmeli diyor ama Kuranı sıradan birinin nasıl okuması gerektiğini pek de anlatmıyor.

Peki hangisi doğru? Kuran’ı anlayarak okumak gerekli mi? Sıradan biri Kuran’ı nasıl okumalı? Kuran’ı Arapçadan mı, mealden mi yoksa tefsirden mi okumalıyız? Hangi meal daha iyi? gibi sorulara yazıda cevap bulmaya çalışacağım.

Sanıyorum birçok insan, Kuran’ı hangi mealden ve nasıl okuyacağına ilişkin kafa karışıklığı içinde kaldığından aşağıdakilerden biri olabiliyor:

  • Kuran okumuyor, onun yerine başka kitaplar okuyor ya da hiçbir şey okumuyor.
  • Kuran’ı anlamadan Arapçasından okuyor.
  • Kuran okuyor (mealden) ancak sıkılıp yarım bırakıyor.
  • Kuran’ı mealden okuyor bitiriyor ama akılda kalıcı, etki edici bir sonuç elde edemiyor.
  • Kuran okuyor ama birçok konuda kafası karışıyor. Dine yaklaşmak yerinde, dinden uzaklaşabiliyor.

Peki Kuran’ın zihnimizi berraklaştırması, algılarımızı temizlemesi, kalbimize huzur vermesi ve bizi Allah’a yöneltmesi için nasıl okunması gerek?

Daha anlaşılır olması bu konuyu üç ana başlık altında incelemeye karar verdim:

1-Kuran’ı anlayarak okumanın önemi ve gerekliliği

Allah Zuhruf suresi 44. ayette peygamberimiz aracılığıyla bize şöyle sesleniyor:

Şüphesiz bu Kuran, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz. Zuhruf, 44

Kuran’dan hesaba çekileceğimize göre, Kuran’da ne yazdığından habersiz olmak gibi bir seçenek olmadığı zaten anlaşılıyor. Peki mevcut durumda müslümanların Kuran’la ilişkisi nasıl?

Kuran’la ne kadar ilgiliyiz?

Günümüzde müslümanların ne kadarı Arapça öğrenmek niyetinde veya ne kadarı Kuran’ı -mealden- anlayarak okumanın ve tatbik etmenin peşinde?

Kuran, sadece üzerine yemin etmek, duvarımızda asılı bulundurmak, ölülerin arkasından okumak ya da ara sıra açıp Arapçasından anlamayarak seslendirmek için indirilen bir kitap mı?

Tüm evreni ve bizi var eden bir güç, bizi muhatap alarak, kendi kurtuluşumuz için bazı mesajlar gönderiyor ama biz nedense ‘Acaba Allah bize ne söylüyor‘ diye merak edip okumuyoruz.

Sevgilisinden bir mesaj geldiğinde anında okuyan insan,  çok sevdiğini söylediği Allah’tan gelen mesajlara karşı neden ilgisiz kaldığını izah edebilir mi?

Kendimizi neyle kandırıyoruz bu gerçeği örtbas etmek için? Hesabını kendimiz bizzat vereceğimize inandığımız dinimizle ilgili en önemli kuralları nasıl olur da başka insanların takdirine emanet edip, Kuran’la aramıza mesafe koyabiliyoruz.

Ucunda para varsa, karizma varsa, beğenilme varsa, başarı varsa, şehvet varsa o konuyla ilgili öğrenilebilecek her şeyi araştırıp öğreniyoruz.

Bilgisayar oyunu oynuyorsak onda en iyisini biliyoruz, üniversite sınavını geçmek için aylarca çalışıyoruz, bir üst mevkiye yükselmek için canımızı dişimize takıyoruz, güzel görünmek için tüm taktikleri araştırıyoruz ama konu dine gelince Elhamdülillah müslümanım deyip geçiyoruz. Daha çok bilmek, en doğrusunu öğrenmek için bir arzumuz, hedefimiz yok.

Bu rahatlığı neye borçluyuz? Allah bize Kuran’ı anlayarak okumayalım,  nasılsa başkaları okur bize anlatır diye mi indirdi?

And olsun, size öyle bir kitap indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz ondadır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız? Enbiya, 10

Okumadığın Kitaba inanmak ne kadar mümkün?

Müslüman isek, Kuran-ı Kerim’in Allah sözü olduğuna da inanıyoruz demektir. (Neden buna inanmalıyız konusu için bkz. ilgili yazı dizisi).

Eğer bu kitaptan hesaba çekileceksek, içinde yazanları bilmeden bu sınavda başarılı olacak bir hayatı yaşadığımıza nasıl ilk elden emin olabiliriz?

Nasıl olur da, açıp okumadığımız 6236 adet ayet varken, biz Kuran’a inandığımızı gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz?

Daha önce çok kere verdim. Ankebut 2 ve 3. ayetlerde Allah, insanların inandık demeyle bırakılmayacaklarını, mutlaka imtihan edileceklerini söylüyor. Yani bu demek oluyor ki, Kuran’ı açıp okumadan ve tatbik etmeden, ‘ben inandım’ dememiz bizi kurtarmayabilir.

Bizi hangi gerekçe tutuyor? Ne bize engel oluyor? Çok mu meşgulüz ya da Allah’ın bize ne gönderdiğini öğrenmeye çalışmaktan çok daha önemli işlerimiz mi var?

Bu Kuran; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.  İbrahim, 52

Kuran okumak bize ne sağlar?

Bu, esasında tek başına yazı olabilecek bir konu. Ben sadece kısaca birkaç hususa değineceğim. Allah bize Kuran’da, Kuran’ı neden indirdiğine dair bilgiler veriyor.

Allah’ın izni ile Kuran’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir.” Bakara, 97

Buna göre Kurân;

  1. Öncelikle aklımızı çalıştırmamıza neden olur. Ayetler üzerine düşünür ve hayatın anlamına dair pek çok bilgiyi Kuran’dan ediniriz. Bkz. Akıl ve Kuran İlişkisi
  2. Allah’ı bize tanıtır ve O’na hamd etmemizin bizim için ne kadar gerekli olduğunu anlamamızı sağlar.
  3. Bize, yaşamın boşa olmadığı mesajını aşılar ve iç huzur kazandırır.
  4. İçimizdeki sorulara sağlam cevaplar verir ve bizi karanlıktan aydınlığa çıkarır.
  5. Birçok peygamber kıssası ile gerçek hayattan kesitler sunarak uygulamamız gereken güzel ahlakı biz sunar.
  6. Kısacası Kuran hem dünya hayatımızı hem ahiret hayatımızı kurtaracak etkiye sahiptir.

2-Kuran okumak konusunda yanlış bilinenler

Başta da belirttim, Kuran okuma konusunda ortada epeyce görüş var. Bunlar kafa karışıklığına neden olabiliyor.  Bu karışıklıkları giderme adına birkaç noktaya değinmek istiyorum.

Kuran’ı sen anlamazsın diyenler ne demek istiyor?

Siz de rastlamışsınızdır, birtakım insanlar ısrarla Kuran’ı sıradan bir müslümanın okumasının yanlış olduğunu söylüyor. Bu düşüncenin çok yaygın olduğunu görmek zor değil. Sürekli bu tarz mesajlar veren insanlar olduğu için, çoğu kişiye yerleşmiş bir düşünce. Buna inanan kişiler, başkalarına da bunu tavsiye ediyor ve bu şekilde çoğalıp gidiyor.

Peki ne denmek isteniyor bu söylemle, gerçekten haklılık payı var mı yoksa tamamen safsatadan mı ibaret?

Bunu iki ayrı açıdan ele almak istiyorum.

-Başka kitapların Kuran’ı en iyi açıklayan kitap olduğunu söyleyenler:

Bir kesim, Kuran’ın anlaşılması için kendi kitaplarının okunmasının elzem olduğunu söyler. Kuran’ı ya da dini iyi anlamak istiyorsan bu kitapları okumalısın derler. Bu kitaplar Kuran’ın en iyi tefsiri, açıklaması derler.

Ne yazık ki, insanımızın bir yanlışı var. O da değerleri, ilkeleri yüceltmek yerine insanları yüceltmek. Bu nedenle değerler o insan ile birlikte yaşıyor, o insan ile birlikte gelişiyor ve o insanla birlikte var oluyor..

Bu durum, Kuran’daki güzellikleri kendimiz keşfetmek yerine, beğendiğimiz o kişinin görüşleri ve yorumları üzerinden dinle bir ilişki kurmamıza neden oluyor.

Her ne kadar birilerinden bilgi edinmek, onların yorumlarına başvurmak yanlış değilse de, tek bir kanaldan beslenmenin ve başka kaynakları araştırmamanın riskli olduğunu düşünüyorum.

O nedenle, sen Kuran’ı anlamazsın, senin için fazla karmaşık, onun yerine çağımızda Kuran’ı en iyi anlatan falanca kişinin kitaplarını oku deniyorsa bu bence doğru bir tercih olmaz. Eğer değişik kaynaklardan da faydalanılıyorsa, Kuran’ın kendisi en başta olmak kaydıyla, farklı kaynakları okumak makul olabilir.

Bir kişiye bağlanıp harfiyen o kişinin dediklerini uyguluyorsak o kişinin de insan olduğunu ve hata yapabileceğini unutuyoruz demektir. Madem aklımızı kullanmayı bırakıp o kişiye uyacağız neden Allah bize de müstakil bir akıl verdi. Madem öyle bazı kişilere akıl verilmiş olurdu biz de o insanlara tabi olurduk.

Hesabı bizzat kendimiz vereceğimiz bir konuda başka bir insanı vekil kılamayız. 

Kuran kendisinin apaçık olduğunu söylerken Kuran’ı anlaşılmaz kılmak ne derece doğru?

İşte biz Kur’an’ı apaçık ayetler olarak indirdik. Hicr, 16

Bu (Kuran), insanlar için bir açıklama, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür.  Ali İmran,138

-Kuran’ı mealden okuyan sıradan bir kişi dinden uzaklaşır diyenler:

İkinci olarak, Kuran mealini okuyan kişilerin dini eksik anlayacağını söyleyenler.

Bir kişi hiçbir bilgisi olmadan, düz yazı okur gibi Kuran’ı okursa ve özellikle önyargılı ise kafasında bazı soru işaretleri doğabilir. Bu soru işaretleri Kuran’ın eksik ya da yanlış olmasından kaynaklanmaz, sanki yetersiz yabancı bil bilgisiyle o dili algılamaya benzer bir şekilde hatalı ve eksik anlamalardan kaynaklanır.

Eğer boş bir zihinle, objektif olarak okuyorsa ve üzerine düşünüyorsa o zaman yanlış fikirlere kapılacağını düşünmüyorum. Nitekim Kuran’ı okuyup müslüman olan birçok kişi var.

İnsan Kuran’ı anlama konusunda sebat etmeli. Hemen bir çırpıda Kuran’daki tüm sırlara erişmek mümkün değil. İnsanın başta kafası bazı detaylarla ilgili karışabilir ama o insan üzerine gitmiyorsa, ‘aa demek buymuş’ deyip kolaya kaçıyorsa, bu onun sorumluluğunda olan bir şey.

İnsan objektif ve iyi bir niyetle okumuyorsa zaten böyle bir insan ne kadar okursa okusun doğru sonuca gidemeyecektir.

Ayrıca, Kuran’ı sanki sıradan biri tarafından asla anlaşılmayacak bir kitap gibi sunmak da doğru değil. Bir kere bu kitabı Allah belirli bir zümreye indirmedi, tüm insanlara indirdi. Öyleyse, Kitapla insanlar arasında bariyer oluşturan bu tür cümlelerden kaçınmak gerek. Aksi takdirde sanki kendi kitabımıza güvenmeyen bir profil çizmiş oluruz.

Zira Kuran’ı mealden okuyan dinden çıkar ifadesi, ateistlerin bir iddiası. Müslüman olan birinin bu iddiayı destekler nitelikte açıklama yapması kabul edilemez. Kuran’ı okuma demek yerine, onu okumanın yol ve yöntemleri hakkında bilgi vermek daha doğru olur.

Hâlâ Kuran’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı. Nisa, 82

-Sen kimsin ki Kuran’ı anlayacaksın diyenler

Bir de şu var. ‘Efendim işte hocalar,alimler, şeyhler yıllarını vermiş Kuran’ı anlamak için sen kimsin ki Kuran’ı anlayacaksın’ diyenler. Buna benzer olarka ‘ben kimim ki anlayacağım’ diyenler de var. Bu kişiler kendilerine de Allah’ın verdiği akla da haksızlık ettiklerinin farkında değiller. Bunu savunanlar Allah’ın insana yüklediği sorumluluğun da bilincinde değiller.

Sanki Allah kimi insan balıkçı, kimisi muhasebeci, kimi mühendis, kimileri de ilahiyatçı olsun olamayanlara anlatsın diye bir iş bölümü yaparak insanları dünyaya gönderdi. Dünya namına farklı görevlerimiz olabilir, farklı ülkelerde yaşayabiliriz, farklı gelir düzeyinde olabiliriz, farklı mesleklerde olabiliriz ama Allah karşısında tek bir unvanımız var o da kul olmak.

Hal böyle olunca Kulluk vazifesi hepimiz için ayrı ayrı sorumluluk içeren bir konu oluyor. Yani devredilemez, başkası tarafından yerine getirilemez. Bir insan Allah’ın kitabını anlamak için yıllarını verebiliyorsa en azından biz de bir ömür içinde aylarımızı verebiliriz öyle değil mi?

Ben demiyorum ki herkes işini gücünü bıraksın sabah akşam bu işle ilgilensin ya da demiyorum ki herkes dinle ilgili her şeyi kendi başına en baştan öğrensin. Asla dediğim bu değil. Dediğim sorumluluğumuzu bilelim, kapasitemizi bilelim, başkalarından da faydalanalım ama birazcık da olsun kendi aklımızı kullanalım, bizatihi kendimiz bu lezzeti tadalım.

Neden biliyor musunuz? Kuran herkesin kendine göre farklı lezzetler bulabileceği bir kitap. Evet ilahiyatçılar bu konuda çalışıyor olabilir ama Kuran’ı bir fizikçi okuduğunda O’nda bulabileceği şeyler çok farklı olabilir, bir hukukçu okuduğunda kendine göre bir bakış açısı geliştirebilir, bir öğretmen okuduğunda farklı anlamlar çıkarabilir.

Kendimizi küçümsemeyelim. Allah bizi yarattıysa bizim de bir aklımız var ve biz de sorumluyuz.

Kuran’ı anlamadan seslendirmek çok sevaptır düşüncesi

Birçoğumuz küçükken Kuran kursuna gitmiştir. Burada Arapça harfleri ve okumayı öğretirler. Ancak okuma denince esasında sadece seslendirme demek daha doğru, çünkü okumanın içinde anlama faaliyeti de vardır.

İlkokulda size okuma öğrettiklerinde anlamadan okumayı öğretmezler. Siz kalem kelimesini okumayı öğrenirken bu kelimenin yazı yazmaya yarayan gereç olduğunu da öğrenirsiniz.

Elbette Kuran’la ilgili her türlü öğrenme faaliyeti faydalıdır ancak seslendirmeyi öğrenince işimiz bitti sanıyorsak, asıl hedefi ıskalamış oluruz. Asıl hedef okuduğumuzu anlamak olmalı.

Eğer anlamadan okuyorsak Kuran’ı bize gönderen Allah’ın ne dediğinden habersiz bir şekilde kendimizi kandırmış oluruz. Çünkü Kuran’ın etkisi anlamındadır. Yoksa, en iyi seslendiren en çok faydayı sağlar gibi bir mantık saçma olur.

Ne yazık ki alışkanlıklarımız Kuran’la sadece bu seviyede ilişki kurmamıza neden oluyor.

Herkes Arapça mı öğrensin?  Böyle bir iddiam yok. Esasında öğrenmesi daha güzel olurdu ama bunu zorunluluk olarak öne çıkaramayız. Ancak, ölülere seslendirmek için, bizi kötülüklerden korusun diye anlamadan Kuran’ı seslendirip, ne dediğine hiç bakamamak ciddi bir gaflet.

Nasılsa iyi şeyler yazıyordur bilmesem de olur gibi bir zihniyetteyiz maalesef.

Andolsun biz onlara, bilerek açıkladığımız bir kitabı, inanan bir toplum için bir yol gösterici ve rahmet olarak indirdik. A’raf, 52

3- Kuran okuma metodumuz ne olmalı? Kuran’ı nasıl okumalıyız?

Kuran’ı sıradan bir insan okumalı mı konusunda ben kendi görüşümü baştan ifade edeyim:

Hangi kitap, yazarı Allah olan Kuran’dan daha okunmaya değer olabilir?

Bunu söylemekle birlikte, Kuran’ı anlayarak okumanın gerektirdiği bazı kural ve yöntemler olduğunu da belirtmek gerek. Bu yöntemleri nedense aradığınızda kolayca bulamıyorsunuz.

Tamam Kuran okuyalım ama nasıl okumalıyız, hangi metotla, hangi sırayla, nasıl ilişki kurarak, nasıl üzerine düşünerek, ne kadar süre vs.

Kuran herhangi bir kitap değil !

Bazılarımız Kuran’ı bir roman ya da hikaye kitabı okur gibi okumak istiyor. Kuran, elimize kahvemizi alıp, ayaklarımızı uzatıp keyif yaparak okuyacağımız tarzda bir kitap değil. Kuran’da konular giriş, gelişme, sonuç gibi bir akış içinde verilmiyor.

Bu nedenle okuyucular beklentilerine uygun gelmediğini düşünerek kitaptan zevk alamadığı ya da bütüncül bir anlama kavuşamadığı hissine kapılıp okumaktan vazgeçebiliyor.

Öyle bir kitap düşünün ki, her bir ayetin kendi içinde birden çok anlamı bulunabileceği gibi, Kuran’ın farklı yerlerindeki benzer ayetlerin bir araya getirilmesiyle de farklı anlamlara ulaşılabiliyor. Kuran farklı entelektüelite seviyelerine hitap eden bir tarzda olduğu gibi, geçmişten günümüze her döneme hitap edebilme özelliğini de barındırıyor.

Böyle bir kitabı okurken, bir insanın yazdığı bir kitap gibi okuyamayız. O’nu kendimizi vererek, konsantre olarak, inceleyerek, üzerine düşünerek, tekrar tekrar okuyarak, araştırarak anlamaya çalışmalıyız.

Bu konuda farklı inanca sahip birinin Kuran’ı anlama çabasını anlattığı bu videoyu izlemenizi tavsiye ederim.

Kuran’ı hangi mealden okumalıyız?

İnsanların en merak ettiği konulardan biri de kimin mealini okuması gerektiği konusunda. Neden böyle bir algı var?

Çünkü herkesin çevirisi birbirinden farklı. Hatta öyle birkaç ayette farklılık yok hemen her ayette birkaç kelime, benzer anlamlar taşıyor olsa da, farklı şekilde karşımıza çıkıyor. Bu durum, insanları güvenilir bir kaynak bulma arzusuna itiyor.

Falanca mealci çıkıp kendi mealinin daha doğru olduğunu iddia ediyor ancak bir başkası onun yanlış olduğunu beyan ediyor. Bu durumda sıradan müslüman ne yapmalı? Hiç mi meal okumamalı?

Esasında meal dediğimiz şey bir metnin bir dilden kendi dilimize çevirisi. Dolayısıyla, her çeviride olduğu gibi kelimelere farklı anlamlar yüklenmesi mümkün olabiliyor.

Bu durum, kimi zaman anlamı zengin bir kelime yerine dilde uygun karşılığın bulunmaya çalışılmasından, kimi zaman bazı ifadelerin kelime kelime farklı anlam ifade etmesine karşın, belirli kullanılmalarının daha farklı anlama geliyor olmasından ya da iniş sebebi dikkate alınarak ayete farklı mana verilmesi gibi nedenlerden kaynaklanabiliyor.

Meal Kuran’ın kendisi değildir

Temel olarak fark etmemiz gereken esas bence mealin tıpatıp Kuran olmadığı gerçeği. Evet meal Kuran’ın çevirisi ama çeviri yüzde yüz hatasız ve hiç anlam kaybına uğramadan Kuran’ı yansıtıyor diyemeyiz. O nedenle kimin meali olursa olsun ona Kuran’ın kendisi gibi yaklaşmamalıyız.

Tek mealden beslenmek, meali Kuran’ın aslı sanmaya neden olur.

Peki o zaman ne yapacağız? Bence yapmamız gereken gayet basit. Elimizde onlarca meal var ve hatta bu meallere internet üzerinden kolayca erişilebiliyor. Hatta bir ayet için onlarca mealin karşılaştırmalı verildiği siteler ve uygulamalar var. Bir ayeti incelerken farklı çevirileri birlikte değerlendirirsek o zaman Kuran’daki anlatılan asıl özü daha kolay yakalayabiliriz.

Meallerde Kuran’daki bir kelime için farklı farklı kelimeler kullanıldığını görüyoruz. Bir mealci bir kelime kullanıyor, başkası farklı bir kelime. Belki bu kelimelerin anlamı birbirine yakın ancak kelimeler insanın düşünceleri ile doğrudan ilişkili olduğu için, kullanılan kelime kimi zaman akılda farklı anlamlar uyandırabiliyor. Bu anlamların ortalamasını alabilmek ya da karşılaştırmalı öğrenebilmek için tek meal üzerinden gidilmemesinin en doğru yaklaşım olacağını düşünüyorum.

Tefsir için de bu söylediklerim geçerli.

Meal okusak bile Kuran esas olmalı

Ne kadar meal okuyorsak olalım, orijinal metinden kopmamalıyız. Yani Kuran’daki ayet Arapça olarak hangi kelimelerden oluşuyor, bu kelimelerin sözlük anlamları ne, bu kelimeler meallerde ne şekilde çevrilmiş, Kuran’ın farklı yerlerinde geçen aynı kelimeler meallerde nasıl ele alınmış gibi sorgulamalar yapmalı ve bu sorgulamaların merkezine Kuran’ı koymalıyız.

Eğer Kuran okuyorum diye düşünerek sadece mealler üzerinden gidersek bunun sakıncalı olacağını düşünüyorum. Arapça bilmiyor olabiliriz ama bu Arapça metni Türkçe mealler eşliğinde değerlendiremeyiz anlamına gelmez.

Kuran’da sıklıkla tekrar eden kelimeler mevcut. Eğer biz Kuran ve meali karşılaştırmalı okursak zaman içinde çoğu kelimenin anlamını bilir hale geliriz.

Kuran’ı Arapçadan anlayarak okumak sanıldığı kadar zor mu?

Kuran’da yaklaşık 2000 farklı kelime bulunmakta olup, bu kelimelerin farklı yerlerde tekrarı ile toplamda 77.800 kelime yer almaktadır. Bu 2000 kelime içinde en sık kullanılan 500 kelime, tekrarları ile 64.282 kere Kuran’da geçmekte, bu da, toplamdaki kelime sayısının %82‘sine denk gelmektedir.

Yani bu 500 kelimeyi öğrenen insan, Kuran’ın %82‘sini çoğunlukla anlar haline gelebilir. Hatta bu 500 kelimenin 225 adeti Türkçe’ye yerleşmiş kelime olduğundan, %80‘e ulaşmak için öğrenilmesi gereken kelime sayısı 275 olmaktadır. (Kaynak: ilimtalibi)

Demek oluyor ki insan az bir çabayla Kuran’da geçen kelimelerin çoğuna hakim hale gelebiliyor. Yeterince yakından bakmadığımız ve önem vermediğimiz için gözümüzde büyüyor ve hiçbir zaman bu işin içine giremiyoruz. Oysa bunları yapmak sanıldığı kadar zor değil.

Burada Arapça diline hakim olmak, Kuran’ın çevirisini yapacak birikime sahip olmak değil hedefimiz.  Hedefimiz Allah’ın bize verdiği aklı, Allah’ın kitabını anlamaya çalışmak için kullanmak.

Kuranı nasıl okumalıyız?

Bu başlıkta Kuran okuma metodumuz ne olmalı buna değinmek istiyorum. Neden nasıl okumalıyız diyorum çünkü yukarıda da belirttim, Kuran sıradan bir kitap değil. Anlam zenginliği üst seviyede olan özel bir kitap.

Öyleyse böyle bir kitabı okumak için de özel yöntemler takip etmeliyiz. Bu yöntemleri farklı bakış açıları altında aşağıdaki şekilde özetliyorum.

Sıklık

Kuran okuma sıklığımız ne olmalı? Kuran yaşamımızın bir döneminde okuyup bitireceğimiz bir kitap değil. Kuran bizim yaşam rehberimiz, başucu kitabımız, referans kaynağımız olarak ele almamız gereken bir kitap.

Bir müslümana sorsanız Kuran okudun mu diye, büyük ihtimal ya okumamıştır, ya üstünkörü göz geçirmiştir ya da en fazla bir kere baştan sona okumuştur. Bir müslümanın Kuran’la ilişkisinin bu şekilde olmasının yeterli olmayacağı kanaatindeyim.

Kuran okumadığımız bir hafta geçmemeli. 

Kuran’a ne kadar yakın olursak, Kuran bize kendini o kadar açacak, hayatımızı, yolumuzu aydınlatacak, bizi tazeleyecektir. Eğer ara verirsek, akvaryumdaki su gibi hızlıca kirlenmeye ve yosun tutmaya başlarız. O nedenle Kuran’ı en az haftada bir veya birkaç kez ele almalıyız.

Yaklaşım 

Kuran’ı ne kadar süre okumalıyız?  Kuran okumayı bir ritüel haline getirmeyi açıkçası çok doğru bulmuyorum. Yani Kuran okumak için kendimizi hayattan soyutlayıp, inzivaya çekilir gibi konsantre olarak saatlerimizi harcamamız gerek düşüncesi doğru değil.

Kuran’ı değerli görme, O’nu yüceltme şeklindeki bu yaklaşım Kuran okumaktan bizi alıkoyabiliyor. Kuran o kadar değerli  ben o kadar değersiz ve kirliyim ki ben nasıl el sürerim Kuran’a gibi bir düşüncemiz olabiliyor.

Oysa Kuran okuyup anlamamız, içselleştirmemiz, hayatımıza tatbik etmemiz için var olan bir rehber.

Kendimizi kötü hissetmemiz gereken kısım, Kuran’a dokunma kısmı olmamalı, Kuran’ın hayatımıza dokunmaması olmalı.

Süre

Kuran’la iletişimimiz sık olmakla birlikte çok kısa süre de olmamalı. Bir oturuşta saatler harcanmalı anlamında söylemiyorum ancak ortalamada yeterince zaman ayırıyor olmalıyız. Kimi zaman aklımıza takılan bir şeye bakmak için 5 dakika ayırabiliriz, kimi zaman saatlerimizi harcayarak çalışabiliriz de.

En önemlisi, Kuran’la fiziksel etkileşimden çok zihinsel bir etkileşim kuruyor olmak. Yani sürekli aklımızda tutmak, üzerine düşünmek, Kuran’daki mesajları hayatımıza taşımak, hayatımızdaki meselelere Kuran’da cevaplar aramak, farklı bakış açıları ile Kuran’ı analiz etmek ve ortaya faydalı sonuçlar çıkarmaya çalışmak. Bu anlamda Kuran zihnimizde süreklilik arz etmeli.

Kaynak

Kuran’ı nereden okuyabiliriz? Bunun için çok sayıda kaynağımız var. Bilgisayardan veya cep telefonundan her an Kuran’a ulaşabiliyoruz. İstersek basılı kitap olarak da Kuran’a erişebiliriz elbette. Ancak her an ulaşabilir olmak adına cep telefonumuzda bu tür uygulamaları bulundurmak faydalı olacaktır.

Ayet ayet, konu bazlı, iniş sırasına göre, arama yapabilir şekilde, meal ve tefsiriyle birlikte ve buna benzer şekillerde bir çok özellik sunuyor bu tür uygulamalar.

Bizim sadece biraz emek harcayıp araştırmamız, Kuran’da neler olduğunu anlamaya çalışmamız gerekiyor.

Yöntem

Kuran’ı anlamada yöntem olarak doğrudan okuma yöntemini de kullanabiliriz bunun yanında dinlemek de bir yöntem. Oldukça da kullanışlı bir yöntem.

Bahsettiğim uygulamalarda Kuran’ın sesli meal özellikleri de mevcut. Yani yoldayken, servisteyken, evde otururken kolayca dinleyebilirsiniz. Dinleme tabii ki okumaya göre daha pasif bir yöntem, bu nedenle sadece dinleme aktivitesiyle yetinmek bence yeterli değil.

Okuyarak ve analiz ederek Kuran’ın tümüne nüfuz etmek zaman alacağından, başlarda dinleme yöntemi kullanılabilir. Dinleyerek Kuran’ın tümünü bir kaç günde tamamlayabilirsiniz. Böylelikle Kuran’ın genelinde nelerden bahsedildiğine dair bir fikriniz olmuş olacağı gibi, okuma ve analiz etme fazına geçmek için de zihninizde bir altyapı da oluşmuş olacaktır.

Kuran’daki sureler iniş sırasına göre değil, özel bir sıra takip etmektedir. Bu sıralama belki yeni başlayan birine göre zor gelebileceği için, ilk başta iniş sırası takip edilebilir.

Bu, bize Kuran’daki ayetlerin Allah tarafından gönderildiği sırayı takip edebilmemize, ayetlerin indirilişi sırasındaki durumla ilişki kurarak ayetleri anlayabilmemize ve kronolojik olduğundan daha kolay adapte olabilmemize olanak sağlar.

Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Sad, 29

Analiz

Kuran’ı sıradan bir kitap gibi okumamamız gerektiğine değinmiştim. Kuran, tıpkı lego gibi farklı yerlerdeki bir araya getirilen ayetlerle farklı anlamlar çıkarmaya müsait bir kitap olduğundan Kuran’dan çıkarımlar yapabilmek için efor sarfetmek gerekiyor.

Öyle ki, başlangıç seviyesinde ayetin mevcut anlamlarını özümsemeye çalışırken, ileri seviyelerde ayetlerin farklı manalarını çözmeye odaklanabiliriz.

Kuran’ın kendine göre bir üslubu ve hitap biçimi var. Kuran’la ilişkimizi güçlendirmek için kendimizi bu üsluba ayarlamamız gerekiyor. Hani radyo frekansını tam tutturamadığımızda ses cızırtılı gelir, ne dediği tam anlaşılmaz ya, işte biz de frekansı tam ayarlayamazsak istediğimiz anlam berraklığına ulaşamayız.

Kuran’ı kitap gibi baştan sona giderek bitirmek amacıyla okumak gerekmiyor. Konu bazlı da ele alabiliriz. Kuran’da yer alan temel konular var. Bu konular bazında okuyabiliriz.

Nedir bu konular? İnternette daha detaylı bulabilirsiniz örneğin İman ve Tevhid, Nübüvvet, Muamelat, İbadetler, Ahlak vb. Ben kendime göre daha öz bir şekilde ifade edeyim. Kuran bize öncelikle Allah’ı tanıtıyor, sonra insanı tanıtıyor, sonra insana iletilen mesajları ve elçilerin hayatlarını tanıtıyor, insanın nasıl yaşaması gerektiğini yani kulluğu tanıtıyor, beşeri ilişkileri ve ahlakı tanıtıyor ve evreni ve onun sonunun nasıl olacağını anlatıyor.

Esasında çok farklı sınıflandırmalar ve gruplandırmalar yapmak mümkün. Yeter ki biz okumak için gerekli isteği yakalayalım. O zaman bir yerinden tutmak zor olmaz. Bir konuyu ele aldığımızda o konuda alimler, diğer insanlar ne demiş bunları da araştırabiliriz.

Kısacası Kuran’ı analiz edebilmek için Kuran’ı analiz eder yani inceden inceye üzerine düşünür biçimde ele almak gerekiyor.

Peki bunlar, Kuran’ın anlamını inceden inceye düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpler üzerinde o kalplerin kilitleri mi var? Muhammet, 24

4-Sonuç 

Eğer İslamı din olarak kabul etmişsek Kuran’ı okumamak, anlamamak gibi bir seçeneğimiz olmadığı açık bir gerçek.  Kendimize çeşitli bahaneler uydurarak bu sorumluluğumuzdan kaçmamız pek de akıllıca değil.

Ne yazık ki, çoğumuz Kuran okumayı hayatımıza katkı sağlayan bir uğraş değil de bir, yükümlülükmüş gibi algılıyoruz. Oysa Allah Kuran’ı hayatımıza bir rehber, bir öğüt olarak gönderdiğini ifade ediyor. O’ndan alabildiğimiz en fazla faydayı almamız için elimizden geleni yapmamız gerekiyor.

Diğer bir konu Kuran’ın günümüzde yaşadığımız sorunlara, aklımızdaki sorulara, içimizdeki buhranlara cevap veremeyecek olduğu yanılgısına düşmek. Kuran’ı temiz bir niyetle ve içtenlikle okursak içimizi ne derece ferahlatacağını görebiliriz.

Evet belki Kuran okuma konusunda kafa karışıklıklarımız var. Kimin mealini okusam, hangisi doğru bilemiyorum deyip hiç okumama yolunu tercih ediyoruz. Ancak bunlar aşılamayacak sorunlar değil. Yeter ki biraz sebat gösterelim.

Başta bu yazıyı uzun tuttuğumu söylemiştim. Nedeni bunun gerçekten çok önemli olması.  O kadar önemli ki Allah tekrar tekrar buna vurgu yapıyor Kuran’da:

Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? Kamer, 17

Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? Kamer, 22

Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? Kamer, 32

Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? Kamer, 40

 

Üstteki ayetlerle birlikte Kuran’ın ilk sözlerinin de OKU olduğunu dikkate alırsak başka söze gerek kalmıyor.

 

 

Selamlar

Gökhan